Köyde gece tuvalete kalkan şehirli çocuk, bir gezegeni keşfetmeye gitmiş astronotun ruh haliyle atar adımlarını…

İlkokuldayken her yaz tatili illa bir köye gidilir ya. Normalde işin olmaz, bütün sene boyunca kitaplarda, gazetelerde resimlerini gördüğün, denizli, şemsiyeli, şezlonglu tatilin hayalleri kurarsın. Hergün sahile inip,  kolluklarını takıp yüzecek, ekipmanlarını annenden isteyip (hepsi sert plastikten imal edilmiş, küçük kova, kürek, kazma ve tırmıktan bahsediyorum) herkesi kendine hayran bırakacak devasa bir kumdan kale yapıp, (ya hadi şansın yaver gitti kum oyun hamuru gibi, hadi diyelim sen ufaktan kaleni şekillendirirken, gelip tekme atan çocuk da yok o gün sahilde, güneş yanığı olmuş, annesi sırtına yoğurt sürmüş evde yatıyor ama sen 9 yaşında o burçları, o mazgalları, o surları nasıl yapıyorsun arkadaşım.. bildiğin ince iş.. tırmıkla, kürekle mümkünü yok yapılmaz.. ben bırak 9 yaşını, oturtsalar sahile şimdi yapamam, senin olayın nedir?.. hayır dayın, amcan yuvarlak masa şövalyesi filansa söyle bilelim.. utanılacak bişey değil yani..) sonra o kaleden etkilenen (senden değil bak kaleden. buradaki ince nüans hayatı boyunca etkileyecek salağı haberi yok..) yaşıtın bir kıza, köşedeki çay bahçesinde fruko ısmarlayıp okumayı nasıl söktüğünü filan anlatmayı hayal ederken, bir anda kendini uzaktan akrabanız Halil amcanın yanında, köy otobüsünde bulursun. Sert koltuğun üzerinde, göğsünde bir ağırlık, içinde anlam veremediğin bir huzursuzluk, tozlu camdan dışarıyı görmeye çalışarak geçer yolculuğun. Arada çaktırmadan Halil amcanın, etrafındaki başka hiç bir yetişkinin kıyafetlerine benzemeyen kalın ceketini incelersin, daha da cesaretlenirsen gözün diğer insanların suratlarına kayar. Fakat bir kaç kişiyle gözgöze gelince tırsar arka kapının orda ayaklarından bağlanmış ve başşağı asılmış tavukları kayar gözlerin. İkisinin de suratında, olanlara bir anlam veremeyen “noluyo amına koyum ya!..” ifadesi vardır. (o yaşta küfür dağarcığın “eşek”, “düdük makarnası”, “hıyarağası” hadi en fazla “göt” ten oluştuğu için bakışlara bir anlam veremezsin tabi..)


Neden sonra otobüs köy camisinin önünde durur, 15 saniye sonra da köyün girişinden beri anlamsız bir şekilde otobüsün arkasından koşturan, 7-12 yaş arası, güneşte dolanmaktan kapkara olmuş, kafaları 3 numara traşlı, 9-10 kişilik çocuk gürühu olay yerine intikal eder. Siz otobüsten inince etrafınızı sararlar. Aralarından, üzerinde bu sıcakta niye giyildiğine anlam veremediğin bir kazağı olan, yanınıza yaklaşıp, “poşetleri alıyım mı baba?” diye sorunca normalde o güne kadar çarpım tablosunu tersten okumanın ötesinde pek zekice atılımlarda bulunmamış çocuk beynin,  orada kendinden beklenmeyen bir atak yapıp sana şu bilgileri verir; “Bak bu çocuğa dikkat et!.. bu çocuk senin önümüzdeki 1 hafta, (annen aramazsa bu süre 2′ haftaya da uzanabilir) boyunca zaman geçireceğin adam. Kendini bu adama sevdirmen lazım koçum.. o senin bu köydeki gözün kulağın olacak..” sen de bu direktiflerle, kaldığın süre boyunca soracağın, ‘ulan acaba bu köpek salık mı, bağlı mı?..’, ‘bu buzağı uzaktan sevimli gibi duruyor ama yaklaşırsan ısırırmı ki?..’, ‘o delikler, yılan yuvası mı acaba?.. ‘ , ‘hindileri kızdırdıktan sonra minimum kaç metre yüksekliğe çıkmak gerekir?..’, ‘bu çocuk abanmak yok diye kural koymamıza rağmen neden abanıyor?..’ sorularına cevap verecek, yaşam koçuna istemeye istemeye elini uzatırsın; “Meraba ben Ömer..” O ise köy hayatında bir çocuğun anlamlandırmayacağı bu hareketin karşısında savunma mekanizmasını devreye sokar ve otobüsün arkasından koşturma ekibiyle beraber bu hareketine hunharca güler. Hakem düdüğünü çalar, orta noktayı gösterir ve daha maçın başında skor; Kırsalda Çetin Şartlarda Yetişmiş Köy Çocuğu 1 – Ağzı Süt Kokan Şehir Bebesi 0 olmuştur.

Otobüsten eve kadar yürürken nerden geldiğini ve kimin oğlu olduğunu soran insanlara cevap vermekten yorulduğun için, o girdiğin bahçe sana cennet gibi gelmiştir. Bahçeye girer girmez acayip bir ilgiyle karşılaşırsın. Daha önce hiç görmediğin insanlar sana sıkı sıkı sarılıp, kocaman kocaman öperler. Sen o kucaktan, o kucağa savrulurken, “tamam  sıkmayın çocuğu artık, daha yeni geldi yorgundur, gel oğlum bi elini yüzünü yıkayalım” diyen evin annesi kurtarıcın olur. Kurtarıcın, daha sonra adının tulumba olduğunu öğreneceğin basit makinanın kolunu 4-5 defa indirip kaldırır, ve  ensenden tutup, o hareketin gazıyla gelen suya suratını dayar. O yaşa kadar ölüme en çok yaklaştığın an o andır. Tekrar nefes almaya başladığında ise,  gözünde otobüsteki tavukların “noluyo amına koyum ya!..” ifadesi belirir ve kurtarıcına, içinden okkalı bir küfür savururursun!.. (ağzını kırdığımın kadını)

O kadar eziyetten sonra, keyifli kısım başlamıştır artık. Senin hatırına kurulan sofrada, daha sabah yapılmış, taze tandır ekmeğine yumulurken, bi yandan da inanılmaz kokan köy domatesine yaşam koçunu örnek alarak kocaman bir ısırık  atarsın. Kriz yönetinin onun kadar iyi olmadığı için, kontrolden çıkıp fışkıran domates suları etrafa yayılır ama normalde evde yapsan annenin ağzına s.çacağı bu harekete, ev sakinlerinin verdiği tepki gülmek olur. Sen yine gol  yedim diye üzülürken. Yanında oturan yaşam koçun eğilir ve kulağına; “annem hiç bu kadar çok yemek yapmıyo, sen hep gelsene bize” der. Hakem senin yediğini zannettiğin golü iptal edip, ofsayt düdüğü çalarken, yaşam koçunla aranızdaki buzlar da yavaş yavaş erimektedir.

Yemekten sonra geçen iki saatin, 1 buçuk saatini çömelerek geçirirsin. Çünkü normalde evden çıkmayan, okul bahçesindeki 2 gram topraktan başka, toprak görmemiş bir şehir çocuğu için şaşıracak ve inceleyecek o kadar çok şey vardır ki köyde. Bütün bu ayrıntıları, daha yakından görmek için sürekli çömelir işte şehir çocuğu. Karıncaların nasıl hep aynı yoldan çift şerit gidip geldiğini görmek için çömelir; üst taraftakiler kızarmış olmasına rağmen, altta kalan ve hala yeşil olan domatesleri görmek için, fidenin dibinde çömelir; toprağı kazınca çıkan solucanların nasıl hareket ettiğini görmek için çömelir; içtiği sütün geldiği yeri görmek için ineğin altına çömelir, gözleri açılmamış köpek yavrularını görmek için çömelir, çömelir de,  çömelir.. Çömelme faslından sonra, anlamsız yürüyüşler başlar.. Çeşmenin oraya yürünür, caminin oraya yürünür, okula yürünür, uzaktaki tepenin oraya yürünür, ordan “şu ilerde taş var ya” oraya yürünür, ordan “oranın köpeği kangal kaçacak kadar uzak mesafeye” yürünür, ordan bakkala şeker almaya, ordan kahveye, ordan tekrar eve. Günün bonusu ise traktör gezisidir. Normalde traktörün yanına yaklaşamayan arsız yaşam koçun, anne babasının zayıf noktası olan seni öne sürerek izinle beraberi ahırın anahtarını da koparır. Ahıra giderken yürümekten, bir üst level’a koşmaya geçilir. Kapı açılır traktöre binilir. Normalde senle yaşıt adamın nasıl koca traktörü kullandığına şaşırman gerekirken, sen 40 yıllık köy çocuğu gibi, şöförün yanına tekerin üzerine oturursun.  Yaşam koçun, normalde ayda yılda bil aldığı traktörü, sabah yürüdüğünüz heryere sürmenin (hatta köpeğin baya yakınına bile) sen ise gözünü kapatıp, rüzgarın ve birey olamaya yaklaştığın bu anın tadını çıkarırsın. Ha bu arada artık, hakem de seyirciler de evine gitmiştir, çünkü o saatten sonra şehir bebesi ve köy çocuğu arasında skor amacı güdümeyen bir dostluk maçı başlamıştır.

Traktör gezisinden sonra bu sefer kendi isteğinle dayarsın yüzünü tulumbaya, doya doya nefes almazsın. Sabun kokan elini, burnuna dayayıp içeriye girersin. Herşey gözüne tanıdık gelir bu sefer, sabah görünce şaşırdığın tavandaki kütükler, duvarda köşesinde siyah beyaz fotoğraf olan ayna, hatta otobüste sana garip gelen Halil amcanın cekedi bile. Sabah otururken rahatsız olduğun minder de,  artık kıçına batmaz olmuştur. Dilin açılır sorular sorarsın, ekmeğin bitince ekmek istersin, domatesin suyunu bile yere dökmezsin artık.

Yemekten sonra dışarı çıkılır, muhtemelen yarın senin de seve seve dahil olacağın otobüsün arkasından koşma ekibiyle kıran kırana futbol maçı yapılır. Kaleler, kapıdan şu çizgiye kadardır, top patlaktır, ayaklarda terlik vardır. Sen bu saatte dışarda olmaya mı?.. Ay ışığında top oynadığına mı?.. Kendinin 3. takınının 5. golünü attığına mı sevineceğine karar vermeye çalışırken, göz açıp kapayıncaya kadar geçer zaman, eve dönersiniz. İçerdeki odaya girdiğinde senin için bir yatak çoktan hazırlanmıştır bile, üzerini değiştirip yatağa girersin. Sana pek hareket kabiliyeti sağlamayan ağır yorganın altında, normalden uzun olan yastığın  yüzeyinde optimum yeri bulup kafanı gömersin. Bir süre sonra aralarındaki samanları incelediğin, kütüklerin formları bozulmaya başlar ve sivrisineklerin iyi geceler vızıltıları arasında uykuya dalarsın.

Gecenin bir körü, sana iyi geceler dileyen sivrisineğin, “ulan o kadar kanını emdim sesin çıkmadı, taptaze çocuksun kalk biraz kendini savun” vızıltısıyla uyanırsın. Yüzünü 5 yerinden ısırmıştır adi hayvan, çişin de gelmiştir bir yandan. Yavaşça yataktan kalkarsın ayaklarının ucunda yürüyerek kapının önünde gelirsin. Kilidini burktuğun anda kapı gıcırdayarak kendini bırakır, ardında da odaya serinliği ve sessizliğiyle beraber gece dolar, sonuna kadar. Kapının önünde etrafa bakarsın, inceden tırsarsın. Çünkü sabah koşturmaya can attığın her yer, ıssızlık ve dolunayla beraber korkutucu bir hal almıştır ve bu atmosferi hiç susmayacakmış gibi bir enerjiyle, karıncaya inat öten cırcırböceği bile bozamaz. Bir karar vermen lazımdır. Yatağa dönüp havanın aydınlanmasını mı bekleyeceksin?.. Yoksa bütün korkunçluğuna rağmen, o zorlu parkuru açıp kendisi zaten başlı başına ürkünç olan o tuvalete mi gideceksin?.. Dolan mesanenin de ısrarıyla, bütün korkuna rağmen tuvalete gitmeye karar verirsin. Ayağına gelen ilk terliği giyer, adımını atarsın. Bu adım senin için büyük, çocukluğun için daha büyük bir adımdır..

3 Responses to Köyde gece tuvalete kalkan şehirli çocuk, bir gezegeni keşfetmeye gitmiş astronotun ruh haliyle atar adımlarını…

  1. kesinlikle müthiş olmuş devamını merak ve sabırsızlıkla bekliyorum…

  2. verdiğiniz bilgiler için çok teşekkürler sitede emeği geçen herkesi tebrik ederim

  3. emeğine sağlık kardeşim..
    bu yazdıklarını o kadar hoşuma giderek okudunki bunları bire bir bende yaşadım büyük adamsın tasvir gücün çok yüksek kardeşim…

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s