Bugün Devekuşunun arkasından konuşan adam, yarın antilopun arkasından konuşur, fokun arkasından konuşur.. Önüne geçemezsin..

  • Efendim merhabalar!.. Bir süredir tatilde olduğum için (kafa tatili) yazılarıma ara vermiştim. Fakat bu arada site yönetimi (özel bir web sitesinde yöneticilik yapıyorum) “Yazarımız tatilde olduğu için yazılarına bir süre ara vermiştir.” diye bir ibare (i-bare; potansiyel bir i-phone uygulama ismi.. İsmi ben buldum içini sen doldur Steve, işin ne?) koymayı unuttuğu için böyle bir mahçubiyet durumu oldu bende kusura bakmayın. Bundan sonra haftalık bir düzende (2 haftalık mı olur artık 3 haftalık mı, onu şimdiden kestiremiyorum) yazılarımı yayınlamaya devam edeceğim. Ayrıca arada bir de yaz yazılarına yer vermeyi düşünüyorum ama o yazılarda belirli periyotlarda, sürekli dönüp dolaşıp  zeytinyağı, güneş, brokoli, akdeniz foku, şnorkel gibi konuları kullanacağım için, bir süre sonra sıkılabilirsiniz, şimdiden uyandırıyim..
  • Şimdi ben son zamanlarda kendime rahat edebileceğim bir kıyafet tarzı oluşturmaya başladım.. Tarz dediğimde eşofmanaltı ha.. İlk başlarda ne biliyim önce evde giydim, sonra yavaş yavaş bakkala, manava gittim.. En son da bir iki kere toplu taşıma araçlarına bindim, kalabalık yerlerde dolandım filan.. Gayet verimli geçti yani test aşaması.. Neden sonra bir akşam arkadaşlarım dışarı çağırdı, dedim ki kendi kendime “Artık bara eşofmanla gitmenin vakti geldi Ömer Efendi!..” Çektim altıma 3 bantlı adidaslarımı, girdim bara.. neyse.. sahnede çok sevdiğim Yersiz Oyuncular var.. Seyrettik performanslarını, güldük eğlendik. İşte oyun bitti, Sinan barış işaretini yaptı falan.. Sonra masada arkadaşlar bana doğru döndüler selamlaşmak için. Aralarından biri bana dedi ki; “Hayırdır, niye pijamayla çıktın?..” Ben orda bir bozuldum, bir bozuldum inanamazsın sevgili okur..  Eşşekten düşmüşe döndüm tabiri caizse.. Bak, şimdi ben kendi çapımda yeni bişeyler deneyip içimden; “Ulan toplum karşı çıksa arkadaşlarım destek olur!” diye düşünürken, onların bana direk akşam gezmesine çıkmış dede muamelesi yapması bana çok koydu.. pijamaymış!..  pijama ne ya?.. eşofman da değil yani.. pijama.. Şimdi kızmakta haksız mıyım sevgili okur? ben bu adamlara arkadaşım diyorum, canım ciğerim diyorum.. Yeri geliyor facebookta duvarına şakalı, ama onlara değer verdiğimi alttan altta hissettiren şeyler yazıyorum ama adam eşofman konusunda Duman Solisti Kaan Tangöze‘ye benden daha çok destek veriyor ya.. O herif giyiyor eşofmanı “Kaan’da çok aykırı çocuk ya, eşofmanla geziyor” oluyor, ben giyiyorum “Ne bu abi git üstüne bişey giy de gel” oluyor. Böyle diye diye adamı da iyice şımarttılar, üstü çıplak geziyor adam.. Onu ben yapsam “Ömer giyin allaşkına, rezil etme bizi..” olur. Dur bakalım aklımda bir kaç şey daha var, onları da deniyim bi, aynı tepkiyi alırsam bir daha, çekiyorum hepsine resti.. Bundan sonra eve gidemediklerinde Kaan Tangöze’yi arasınlar, gece onda kalsınlar.. Seçkin salona yer yatağı açar, Kaan’da eşofman da boldur sıkıntı çekmezler..
  • ben iki resim arasında bir fark göremiyorum

  • Eveet!.. Bu arada yerli Gossip Girl’ümüz hayırlı olsun. Bilmeyenler varsa dizimizin ismi Küçük Sırlar. En son Küçük sıfatlı dizimizin Küçük Kadınlar olduğunu varsayarsak, bu çok sevindirici bir gelişme.. Çünkü 5 kız kardeşin başına çeşitli belaların (yine belirli periyotlarda hırsızlık, gasp, tecavüz, hakaret, iftira vb.) gelmesi temalı bu dizi artık her seyredende iç baygınlığına neden olan bir bardak pekmezi bir dikişte bitirme etkisi yarattığı için yeni bir küçük sıfatlı diziye ihtiyaç vardı. Zaten bu dizinin artık öpüşmeli haberlere yeterince kaynak sağlayamadığı için, magazin basını tarafından ipinin çekildiğine dair haberler  de kulislere bomba gibi düşmüştü. Mesela ben bu öpüşme konusunda Küçük Sırlar’dan çok ümitliyim.. Zira Dizinin sloganı şu “Masumiyet onların dünyasında kaybedilen değil, kazanılan bir şeydir!..” Bu slogan ben de ağır beklenti uyandırdı, ne yalan söylüyüm! Bakın burdan açıklama yapıyorum, eğer dizinin ilerleyen bölümlerinde bir tane ‘karakterler öpüşmeye başlayınca tavana yönelen kameralı’ sahne görüyüm, yakarım o seti.. Kimse de beni tutamaz!..
  • Geçen gazetede Trafikte Topuklu Ayakkabı Giymeyin diye haber vardı. Şimdi ben zaten giymiyorum topuklu, o konuda içim rahat. Benim takıldığım nokta şu; senin trafikten kastın ne kardeşim? Şimdi arabasını kullanan adamı kastediyorsan, o zaman haberin başlığı yanlış. Bu durumda, o başlığın, şu şekilde (bütün tekil işaret sıfatlarını bi cümlede kullandım, hanimiş benim ödülüm?) olması gerekir; Araba Kullanırken Topuklu Giymeyin. Ha öyle değilse işler iyice sarpa sarar. Çünkü benim gibi yarım akıllılar (az beyinliler de denebilir) yarın bir gün senin haberini referans alarak, bir İ.E.T.T Şöförüne “Abi, trafikte topuklu giymemeniz gerekiyormuş, gazetede öyle yazıyor..” gibi bir cümle kurmaya çalışırken daha “gazete” diyemeden ağzına kösele tabanıyla vurulması suretiyle bayılabilir.. Böyle bişey olursa, bunun hesabını verebilecek misin sevgili radikal?.. (Sonra Trafikte Kösele Ayakkabı da Giymeyin diye haber de yaparsınız siz. Hayır ne yapsın adam, topuğu delik çorapla mı kullansın otobüsü..)
  • Aynı şekilde milliyet.com’daki Göksel Çubuklu Hayal Kahvesinde haberi yüzünden 15 dakika “Göksel Çubuklu kimdi ya?” diye düşündüm. Adamların bir virgül koymaması hayatımdan bir çeyrek saat çaldı, düşün.. Ha çok önemli bir işim var mıydı yapacak? Yoktu ama ya olsaydı?.. (tehlikenin farkında mısınız?.. çok değil gibi görünüyorsunuz burdan.. gülerek monitore bakmalar falan..)
  • Monitore İtalyanca’da ekran demekmiş bu arada..
  • Bir arkadaşım baya kalabalık bir ortamda, alkol filan da var tabi, dedi ki; “Abi..” dedi, “devekuşlarının beyni gözlerinden küçükmüş..” Bunu duyunca benim sinirden bir gözüm dönmüş, bi tabak haydariyi kafasından aşağı dökmüşüm bunun.. Ben hatırlamıyorum tabi, sonra anlatıyolar bana.. Dediler ki “Abi ne yaptın?..” Ben de dedim ki “Önce o masada bulunmayan adamın arkasından yalan yanlış konuşmamayı öğrensin..” İlk vukuatı da değilmiş ha herifin, geçen de bir ortam da yunuslar hakkında atıp tutmuş, ben duymadım sonradan kulağıma geldi o benim.. Yaptığı bildiğin terbiyesizlik yani..  Ulan devekuşu dediğin kendi halinde sessiz sedasız bir hayvan, sen onu o kadar adamın içinde “küçük beyinli ya, kuş beyinli” diye niye rencide ediyosun?.. Hayır ne zararı dokundu hayvanın sana?.. Garibim zaten imajını düzeltmeye çalışıyor. Orda burda arkasından “Korkunca kafasını kuma gömüyormuş” diye konuşuyolar, ki o da iftira.. Adamın derdi başından aşkın, ciğerden ciğerden off çekiyor. Sen hayvana destek olacağın yerde, bi de niye yarasına tuz biber oluyosun?.. Neyse allahtan,  bu herif geldi sonra, sakin kafaya oturduk konuştuk.. Konuşunca bu da hatasını anladı tabi,  devekuşunun nezdinde bütün kuşlardan özür diledi filan..  ben de dedim “kusura bakma..” işi öyle tatlıya bağladık..
  • Gittim şimdilik, bi beş dakka yerimi tutsana.. bir arkadaş gelecek birazdan..

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s